24 Eylül 2009 Perşembe

Üşengeç Salı




Anne uyumuyorum, uyumuyorum anne!

Alo Dağhan, ne saat kaç?

Salı gününe böyle başladım. Yataktan kalkmaya bir yandan üşenirken bir yandan da Dağhan arasa da uyansam beklentisi içindeydim. Bir yandan uykuda bir yandan uyanık. Hayal kurmaya dalsam yine uyuyacağım gibi aynen. Çocukluğumdan beri alışkanlığımdır hep hayal kurarak uyurum. Eskiden dizi gibi hayal kurardım gelecekteki halimi hayal ederdim uyuyana kadar onu düşünürdüm sonra ertesi gece o hayale devam ederdim.

Telefona koşturup uyumuyorum uyumuyorum dedikten sonra telefonda biraz kendime gelip hemen o gün için plan yaptık. Ne de olsa pazartesi günüm kâbus kıvamında geçmişti. Planımız Bir gün önceden konuştuğumuz üzere Foruma gidecektik. Fakat nerde bizde o g**. Çok üşendiğimiz için önce çıkmasak mı gibilerinden laflar etsek de en sonunda Ege Park’ta buluşmaya karar verdik. Uzun süredir konuşmadığımız için anlatacak birçok şey vardı. Telefonu kapattıktan sonra Wendy & Lucy adındaki filmin son 12 dakikasını izledim. Gerçekten izlemeye değer bir filmdi. Hemen duşa girip hazırlandım. Sonunda dışarı çıkmak diye düşündüm iki gündür bu aile tantanaları gerçekten sıkmıştı beni. Ege Parkta’ki anlamsız kalabalıktan sıkılıp e hadi Foruma gidelim dedik. Bu ara hiçbir yerde indirim olmadığı için ne kadar alışveriş yapasım olmasa da yinede Ikea’nın fırsat köşesindeki daimi indirimdeki şeylere bakmak çekici geldiği için saat 18.00 da olsa cazip bir fikir gibi geldi ve Foruma doğru yola koyulduk. Ikea indirim reyonundan hiç bir şey bulamadım. Diğer bölümleri gezdik. Odama dekoratif bir mumluk aldım. Hani şu gaz lambası gibi olanlardan. İçine daha sonra yakmadan da işime yarayacak olan elma aromalı mumlar aldım. Daha sonra Oysho’ya sürükledim Dağhan’ı asker temalı Hello Kitty’ler hariç her şeyi çok beğendim. –yine.- Almaya değer hiç bir şey bulamadım. Zaten bu hava da insan da istek bırakmıyor kışlık alsam giyemem baharlık alsam giyemem. Uzun kollu sıcak kısa kollu soğuk. Tam bir çöl havası sabahları çok sıcak akşamları baya serin. Hiç bir şey beğenemeden eve dönmeye karar verdik. Hiç bir şey beyenmemem iyi oldu çünkü kendim ödediğim kartımı aylar sonra ödedim. Ve şunu iyi anladım ki kredi kartı eğer baban ödüyorsa dünyanın en güzel şeyidir. Bu ekonomik kriz günlerinde eve taksiyle dönmeye karar verdik sonra taksiye binince otobüs durağına kadar gidip otobüse binmeye karar verdik. Taksici bu karar değişikliğimize çok kızıp o zaman baştan söyleseydiniz bu taksiye binmezdiniz gibilerinden bir şeyler söyledi. Böyle durumlarda bütün çirkefliğimi ortaya koyup OTOBÜS DURAĞINA GİDİYORUZ dedim. Adam bütün yol söylenmeye devam etti yok bu kadar yol ona gitmek yasakmış da bilmem ne! Taksiyle istediğim yere gitmek hakkım. Ayrıca yol da yürünmeyecek kadar uzundu. Neyse o uyuz taksiciden sonra mis gibi belediye otobüsüne bindik. Yol boyunca uykusuzluktan öldüğümüz için mayışmış bir şekilde birbirimize yaslanıp uyukladık. Bu uyuklama sırasında bir arkadaş öyle iğrenç bir gaz çıkardı ki kokudan ölebilirdik. Ama neyse ki elma aromalı mumlar bizi bu hayati tehlikeden bir hava yastığı misali kurtardı. Akşam önce bize uğradık. Annem bizi Foruma bırakmadığı için tripliydim. Bir hınçla pjamalarımı alıp ven Dağhan’da kalıyorum diyerek çıktım. Annem ne bu tripler gibilerinden laflar etti yok bir şey diyerek geçiştirdim. Sonra Dağhan’lara geldik. Akşam biraz bira içtikten ve herkes uyuduktan sonra Hitchcock’un en sevdiği filmini izledik. Shadow Of A Doubt. 1943 yapımı bu film Hitchcock’un en sevdiği filmi olmakla birlikte imdb’de 8.2 puanıyla en iyi 250 film arasından 188’inci. Ayrıca David Lynch’in Blue Velvet filmine de esin kaynağı olmuş. Filmden sonra ilişkilerimizden, ölümün korkunçluğundan konuşup uykuya daldık. Hayatımda böyle günler olduğu için mutluyum.

Sıkıcı Pazartesi

Pazartesi günlerini sıkıcı olmaktan hiç bir şey kurtaramaz. Yok, bayrammış seyranmış. Pazar ve pazartesi günlerinin akıl almaz bir laneti var bence. O gün kadar sıkıcı renksiz bir gün olamaz. Bir keresinde bir arkadaşım bana ‘beni bir hapse koysunlar orada günleri ayları yılları unutacak kadar çok kalayım dışarı bıraksınlar sonra eğer o gün pazarsa hemen anlarım’ demişti. bence bu pazartesi için de aynen geçerli. Şimdi düşününce çok da haklıymış. Erkek arkadaşımla ilişkim de Pazar günü kadar monoton. Nasıl Pazar günü haftanın 7 gününden biriyse ve çıkartamazsak benim ilişkimde böyle onunla da onsuz da yapamıyorum. Sıkıcı Pazartesi gününde bütün gün evde oturdum. Akşamüstüne doğru dikiş kutusunda bulduğum kot kumaşından çanta dikmeye karar verdim. Sonra bunun ne sıkıcı bir heves olduğuna karar verip bıraktım. Pazartesi günü daha boş olamazdı. Neden pazar ve pazartesi bu kadar iğrenç olmak zorunda?

21 Eylül 2009 Pazartesi

Bu gün bayram




Bayram sabahına uyanmak bir işkenceydi benim için. İlk kez bir bayram sabahı bu gün bayram erken kalkın çocuklar şarkısını söylemedim. Gece doğru düzgün uyuyamadığım için bir süre ayakta uyumaya devam ettim. Ama bu gün bayramdı ve erken kalkmak zorundaydım. Her zamanki bayram geleneği bozulmayıp Anneanneme kahvaltıya gittik. Bu geleneği seviyorum doğrusu. En sevdiğim aile fertlerimle bir arada olmak çok eğlenceli. Kuzenimle biraz dedikodu yaptık. Çok neşeli bir kahvaltı yaptık. Anneannem yine döktürmüştü. Çok yaşa AYŞE! Son derece eğlenceli bir sabahın ardından öğlene doğru halama gittik. Halamla birlikte olmakta eğlenceliydi. Doğal tavırları ve sohbetiyle bizi yine gülmekten kırıp geçirdi. Yalnız yeni uyanmış olduğu için biraz huysuzluğu tepesindeydi. Babamın telefon açması üzerine Manisa’daki amcasını görmeye gittik. Bu cazip bir teklifti çünkü tek seferde bütün aile birbirini görüyordu. Sanki herkes sözleşmiş gibi her bayram babamın amcasında buluşuyoruz. Halamlarla beraber Manisa’ya gittik. Gerçektende bazı eksikler olsa da ailenin çoğu oradaydı. Asıl çokluk yemek hazırlanacağı sırada ortaya sayılarla döküldüğünde hepimiz şok geçirdik. Tam 32 kişi beraberdik. Ve gelmeyen akrabalarımızda vardı. Kalabalık aile diye ben buna derim. Çok güzel bir mangalın ardından ben koltukta biraz şekerleme yaptım. Sonra dönüp tekrar halama uğradık orada da bir çay içtikten sonra evimize geldik. Okuyunca az şey yapılmış gibi görünse de evden sabah on gibi çıkıp akşam on bir gibi döndük. Çok yoruldum. Ama yine de blogumu ihmal etmeyip yazmak istedim. Eve gelir gelmez Mia’nın darma dağın yaptığı odamı temizledim. Diğer kedilerim geçimsiz olduğu için yeni ailesi alana kadar benim odamda yaşamak zorunda ve bu onu sıkıyor. Bütün gün yapacak bir şey bulamayan minik şeytan hadi şuraları bir mahfedeyim diyor sanırım. Klasik bir bayram gününün adından şimdi film izleme vakti. Deniz’den aldığım filmlerden izlemek istiyorum. Filmleri seçerken fark ettim ki seyircinin yüz karasıyım. O kadar sinemasever olduğumu iddia edip izlenmesi gereken bir çok filmi izlememiş hatta adını duymamış olduğum için kendimden utandım. En azından bütün önemli filmlerin izlenmesi gerektiği kanaatine vardım. Yarına gezecek yer kalmadığı için mutluyum. Arkadaşlarımla buluşup dedikodu yapabilirim…

Cumartesi




Cumartesikediye benzetmesiyle erkenden uyandığım doğru. Annemin yazıklar olsun cık cık cık sözler, ne aldırış etmemeye çalışıp uyku modundan çıkmama gayretlerime karşılık yinede annem bak sokağa atmışlar gördün mü gibi bir sürü şey söledi başımın ucuna gelip. Sonra annem o hasta kediyi bir şekilde yakaladı. Sonra beni tekrar uyandırıp bak bu o kedi değimli diye sordu. O tedavi ettirdiğimiz kedi değildi. Annem ısrarla o olduğunu iddia etti. ben yine yatağa girdim. Sonra annem yine başıma gelip o kedi o kedi dedi. Diğer kedi şuanda kaldığı evde balkondan atlayıp bacağını kırmış şuanda bacağında platin var anneme uyku sersemi veterinere plaketi sor palmiyeyi sor dediğimi hatırlıyorum. Bu fikrimden annem tatmin olmuş olacak ki beni rahat bıraktı. Annem gittikten bir süre sora biri kapıyı çaldı. Sema Sema diye de bağırdı üstüne üstlük. Zaten bir gece önce bütün enerjimi harcayıp geç uyuduğumdan o kimli belirsiz insana cevap vermedim. Erken uyanma hayallerim suya düştükten sonra bayram alışverişi bahanesiyle akşam Alsancak’a indim. Biraz alışveriş yaptıktan sonra Deniz’le buluştuk. Ben o sırada yemeğimi bitirdikten sonra kalkıp beğendiğim ama birinin fikrine ihtiyaç duyduğum şeyleri Deniz’e gösterdim. Deniz’in onayını alamayan ceket ve elbiselerle olan münasebetim oracıkta bitiverdi. Fiesta’da kahve falı baktırmaya gittik. Fala inanan bir halim olmasa da kadının dediği her şey harfi harfine doğruydu. Bu arada gerçek anlamda harflerle konuştu kadın ilginç olan da buydu. Blogumu okuyan herkese Hayalbaz’ın yanındaki Fiesta’da Sevgi Hanım’a fal baktırmasını tavsiye ediyorum. Oradan kalkıp Stafilina’ya gittik. O sırada erkek arkadaşımla soğuk bir telefon konuşması yaptık. Bu aralar nedense bir türlü ısınamadık gitti zaten. Deniz’le tatlı tatlı sohbet ettik ama onun aklının başka yerde olduğu gözleriyle etrafa bakınmasından belliydi. Yinede her dediğimi bir kulağıyla dinledi. Daha sonra kalkmaya yakın Burak geldi. Bir anda nedeni belirsiz (!) bir durumdan dolayı Deniz’in morali bozuldu. Deniz’e bir an önce İstanbul’a gitmesini ve sıkıntısının geçmesini tavsiye ediyorum Onun ilacı orada . Cumartesi gecesi planı yapma heveslisi değildim. Nede olsa ertesi gün bayramdı ve erken kalkacaktım. (Deniz İstanbul’a gideceği için üzülüyorum aslında onunla sohbet etmekten çok keyif alıyorum doğrusu. Deniz İstanbul’a döndüğü her sefer Alsancak’a indiğimde aklıma gelip dur bir Deniz’i arıyım derim ama onun burada olmadığı aklıma gelir ve içim burulur.) Pek bir sakin akşamın ardından elimde mutluluk torbalarımla eve döndüm. Bütün gece yarın erken kalkacağım stresiyle uyuyamadım. Saat en son 5ti ve ben hala uyanıktım. Yatağın içinde dönüp dururken yorgunluktan sızıp kalmışım.

Cuma




Birkaç gündür bloguma yazamıyorum bu nedenle yazamadığım günleri bir arada çıkarmaya karar verdim. Cuma günüm çok güzeldi. Alsancak’da akşam yedi gibi ece ben ve Burak buluştuk Levantes’de ki harika bir yemeğin ardından star Bucks’da bir şeyler içtik. Ne yapsak ne yapsak diye düşünürken, Boombox’ın açılış gecesi olduğu geldi aklımıza. Bütün kışı orada geçirdikten sonra e açılış gecesini kaçırmakta olmazdı. Boombox’ın iç dekorasyonu komple değişmiş çok güzel olmuş. Bu kış yine favori mekânımız olacak gibi bir havası vardı. Bu arada kızlarla buluşma noktamız olan Posh kapanıp yerine Pizza5 diye bir yer açılmış. Bu yüzden artık yeni buluşma noktamız adından bahsettiğim Levantes. Çok güzel bir İtalyan restaurantı. Nu dip nottan sonra gecemizi anlatmaya devam ediyorum. Boombox’da uzun süredir görüşemediğim arkadaşım Gizem ile karşılaştık. Bütün gece bir o masada bir bu masada dolaştı. Doğrusu çok güzel bir Cuma günüydü. Baby ass ve Fred perry guy’ı gördük. Ben Gargamel’i görürüm umudundaydım ama maalesef o orada değildi… Bu arada sanırım yine aynı gün erkek arkadaşımla barıştık. Aramız hala soğuk olsa da en azından hala ‘sevgili’yiz. Burak ve Ece bütün gece sıkılmış gibi dursalar da en azından Ece eğlendi bence. Onlar geceyi erken bitirerek eve döndüler. Bunun ardından biz Deniz’le yukarı çıkıp biraz dans edelim dedik. Şunu bir kere daha anladım ki içmeden dans edilmiyor. Ayık kafayla yapılan bütün gece aktiviteleri gülünç olmaktan öteye gidemiyor bence. Ben ve Gizem gece 2 otobüsüyle eve döndük. Gizem’in inanılmaz derecede kafası güzeldi. Eve dönerken bir markete uğrayıp sigara almak istedi ama gülmekten derdini pekte anlatamadı. Otobüs durağına gittik bu sefer karnım acıktı diye homurdanmaya başladı. Kendisi konuşmakta güçlük çektiği için almak istediklerini bana söyledi ben aldım. Gece o saatte ilk kez otobüse bindim. Çok garipti doğrusu. Zaten gece 2’de otobüse binen adamlardan ne beklersin. Otobüs adeta sarhoş toplama servisi gibiydi. Dönerken yol boyu bir kıza baktım. O kız bütün gece Boombox’da çocuğun birine elektronik dans yapmıştı. İnanılmaz sarhoş olduğu her halinden belliydi. Gözleri ağlamış gibi yaşlıydı. Kızın haline üzüldüm bir ara aklımdan mutsuz görünüyorsun neyin var demek geçtiyse de bunun yersiz bir samimiyet olacağını düşündüm. Otobüs Karşıyaka’ya geldiğinde sahilde uzun süre bekledi. Gizem otobüs burada mola veriyor on dakika falan bekliyor bak herkes sigara molasına indi dediyse de bana pek inandırıcı gelmedi. Çok saçma 15 dakikalık yolda ne gibi bir sigara molası olabilir diye düşündüm. Hadi inip kokoreç yiyelim ısrarlarından vazgeçmesi için o saatte yediğimiz her şeyin vücudumuzda yağ olarak yapışıp kalacağını falan uzun uzun anlattım. Asıl korkum otobüsü kaçırmaktı bu bomboş sokaklarda hiçbir güç beni eve gelmeden indiremezdi. Birkaç dakika sonra inen herkesin geri binmesi Gizemin mola iddiasını doğruladı. Hala algıda güçlük çeksem de evet 2 otobüsü Karşıyaka’da sigara molası veriyor ne kadar gülünç olsa da. Sonunda ineceğimiz yere geldik. Gizem’in daha yolu vardı ve otobüs tam evinin orada durmuyordu. O sırada her şeye gülen arkadaşıma bulunduğum teklifi kabul ederek bizim evin orada indi. Hemen ordaki taksi durağından onu taksiye bindirdikten sonra eve geldim. O kadar yorgundum ki hemen uyudum. Cuma günü güzel ve eğlenceliydi. Keşke her gün Boombox’ın açılışı olsa.

18 Eylül 2009 Cuma

sıradan bir gün

Balkon hayatına son veren Mia odamda tahtının sefasını sürüyor. Dün gece bana uyku uyutmayan hanımefendi oldukça hiperaktif ve henüz bir süt kedisi.bölük pörçük uykumun ardından öğlen 3 sularında uyandım. Kardelen bize geldi. Bir kahvaltının ardından dışarı çıktık okul alışverişi yapıp ardından güzel bir yemek yedik. Hızımızı alamayıp dahada bir şeyler almak için Boyner’e gittik. Okul alışverişi yapmak eylül ayının en güzel yanı doğrusu. Her yeni defter kalem aldığımda dersler bir an önce başlasın istiyorum. Yeni bir şeyler almak motivasyon için bire bir. Bu yazıyı yazarken bir yandan Mia’nın türlü türlü tacizlerine uğruyorum dişlerinin kaşıntısını benim kolumla gidermeye çalışıyor. Bu güne geri dönersek kayda değer bir şey olmadı. Sıradanlığı sıkacak kadar sıradan bir gündü.

17 Eylül 2009 Perşembe

güzel 1 gün




Sabah 1 sularında arkadaşım tarafından uyandırıldım. Güne başlamak için pek iyi bir yol olmasa da arkadaşımın ailesiyle halletmesi gereken işleri olduğu için erkek arkadaşıyla ben vakit geçirdim. Bir hafta kadardır bahçemde yaşayan Mia’yı eve aldım. Berke’yle onu yıkadık. Mis gibi şampuan koktu. Daha sonra ona kum ve kumluk aldık. Akşam buluşmak için kızlarla sözleştim. Doğum günümde yanımda olmadıkları için kızgındım ama bu gün yaptıkları ince davranış her şeyi affettirdi. Onları çok seviyorum. Düşüncesinden kaçtığım şey bazen aklıma gelse de arkadaşlarım eğlenmem için her şeyi yaptılar. Diğer arkadaşlarımda mesajlarını eksik etmediler. Bundan da sevgililerin ne kadar geçici ama arkadaşlıklarınsa ne kadar kalıcı olduğu sonucuna bir kez daha vardım. Yine de gözümü telefonuma takıldı arada. Olmayan mesaj sesleri falan duydum. Ece ve duyguya bu inanılmaz doğum günü sürprizi için minnet doluyum. İyiliklerin ve sevgilerini bir kez daha göstermiş oldular. Okulun başlamasını dört gözle bekliyorum. Her ne kadar bütün dersler erkenden başlasa da kızlarla oturup milleti çekiştirmeyi özlediğimi fark ettim. Bu harika günü zaten zengin olan bayan mükemmel saçı daha da zenginleştirerek bitirdik. Tatlı sohbet, müthiş hediye, bu güzel sürpriz ve prenses pastam için loveshitlerime sonsuz teşekkürler.

16 Eylül 2009 Çarşamba

09/10 sonbahar kış





Bir kaç edindiğim izlenimi aktarmak istiyorum bu sonbahar kış modasına dair. Gezdiğim mağazalar arasından en güzel koleksiyona sahip olan mağaza Zara'ydı. Her sezon olduğu gibi yine bu sezon da çok güzel şeyler buldum. Kalitesini oldukça düşük bulmama rağmen iki yıkamada elimde kalmasına hatta t-shirtleri durduğu yerde yırtılmasına rağmen bence koleksiyonun güzelliği ve kullanılabilirliği kendini affettiriyordu on üzerinden yedi verdim. Bu sezon herkesten Mango'nun kış sezonunun çok güzel olduğunu duydum gidip gezince bu insanlar çıldırmış olmalı dedim çünkü benim için Mango bu sezon en fazla on üzerinden üç aldı. Gap'te her zamanki gibi elle tutulur bir iki parça şey buldum. Bunlardan birisi uzun dümdüz bir hırka diğeri de erkek boxerıydı. Lakin hediye alabileceğim bir sevgilim bile olmadığı için hiç bir şey almadan Gap'ten ayrıldım. Carnavale'da Miss Sixty'nin harika bir elbisesini beğendim ürünler henüz raflara konma aşamasında olduğu için her şeyi inceleme fırsatı bulamadım. Yargıcı'nın dantel detaylı kolyeleri harikaydı. Bu kadar gezinmeme rağmen blazer ceket bulamamam işin ilginç yanıydı doğrusu.


Kış geldiği için çok mutluyum. Umarım bu kış bu yazıyı okuyan okumayan herkes soğuklarda birlikte ısınabileceği bir sevgili bulur.

Sabah 9








Bu sabah erkenden uyandım. Huzursuz bir uykunun ardından. Beynimde kaçmaya çalıştığım onca düşünceyle uyandım. Erkenden arkadaşımın kan testi için polikliniğe gittik. Bilindik hastane kokusunda ve sabahın sessizliğinde huzursuzca bekledik sıramızı. Arkadaşıma destek olmak için içeri girdiğimde hemşire ters bir tavırla beni dışarı yolladı. Kan olayından sonra boş Alsancak sokaklarında dolaştık saat 10u geçmesine rağmen sokaklar bomboştu. Güzel bir kahvaltı ettik. Arkadaşım tuvalete gittiği sırada tavan vantilatörüne daldı gözüm. 'dünya ölümü beklemek için harika bir yer' diye düşündüm. Her şey o günü hatırlatıyor nedense bana. Mobilyalar bile benden uzun ömürlü dedim. Kim bilir ben öldüğümde bu masa nerde olur bu eşyalar kıyafetlerimi kimler giyiyor olur diye düşündüm. Son 2 aydır kendini gizlice saklayan ölüm korkum tekrar fırladı. en zayıf anımda yine yakaladı beni. bu sefer korkmadım o kadar yüzüne bakarken. Alt tarafı hiç uyanmamak üzere uyumak dedim. Herkesin seninle öldüğünü biliyorsan sorun yok. Biraz yağmur çiseledi arkadaşımın hep dediği gibi ıslanmadığın sürece yağmuru izlemek gibisi yoktu gerçekten de. Gri bir sabahtı. Havada bir hüzün vardı sanki. Ya da benim burukluğumdan kaynaklanıyordu cevapsız bir soru. bir kaç mağaza gezdikten sonra evlere gittik. Arkadaşım benimle yanlış(!) otobüse binmemem için bekledi. Boş gözlerle yolu takip ettim. o kadar dalmışım ki bir an ineceğim durağa geldiğimi fark ettim aceleyle bir bayanın bacağını ezdikten sonra dışarı attım kendimi. en güzel şey duş alıp rahatlamak deyip duşun altında durdum uzunca bir süre. Sonra uyudum. bu günü olanlara anlam vermekle değerlendirdim. Saat çok geç olsa da artık her şeyi anlayabiliyorum.

Donuk ama mutluyum.

Tek Kişilik Oyun




2 aylık ilişkimin bitişi ardından bir garip ruh hali sardı beni. İyiden iyiye anladım bu sefer; tek kişilik oyun benimkisi 2. kişiye yer yok. Ama hala umutluyum gece uyurken bile beni özleyecek benim için yolları dert etmeyecek beni tutup kolumdan sürükleyecek birileri bu dünyada beni bekliyor.

Umarım O’nun için de aynısı geçerlidir. Zira sevmeyi ve sevilmeyi hak eden biriydi. En sevdiğim kişi değilse de en özel kişiydi benim için… Her gördüğümde sımsıkı sarılıp ‘ ne olur bırakma beni’ dediğim kişiydi içten içe. –o hiç duymasa da bilmese de- en çok yanağındaki benini sevdiğim kişiydi ve -gerçekten gülümsediğinde- gülüşünü sevdiğim kişiydi. Acemice telaşını ciddiyetini erken olgunlaşmışlığını sevdiğim kişiydi. Hep onda özel bir yerim olsun istediğim kişiydi. Her an bunun gerçek olmayacağını bilmeme ramen. Asla onun için ‘en’ olamayacağımı bilsem de umut etmekten vazgeçmediğim biriydi. Sadece hayatımın 2 ayı değil bütün geçmişimdi o kişi.

Bunları aşmış olmanın ya da en azından denemenin zorluğunu çekiyorum. İnkar yoluna gitsem de yüzüne gülsem de gerçekten acıtıyormuş. Hala yaşadığımı hatırlattı ama.

Anladım ki insanları seni sevmiyor diye ya da en azından senin beklediğin şekilde değil diye suçlayamazsın. İletişim yoksa her şey bitmiştir zaten ne yaşarsan yaşa arkasına saklanmak olan gerçekleri değiştirmez.

Anladım ki ilişkilerde iki tarafta birbirini olduğu gibi kabul etmeli değiştirmeye çalışmak bir işe yaramadığı gibi yıkıcı bir şey. Aslında söylenecek pekte söz yok.

‘bitti zor oldu ama bitti yapamadım ‘benim’ başka bir kalbi’.