18 Mayıs 2013 Cumartesi

başlığı sen koy...


Uzun süredir parmaklarım özgürce bilgisayarımn klavyesinde gezmemişti. Yorulmuşlar mıydı? Sıkılmışlar mıydı? Yoksa düzene mi yenik düşmüşlerdi... doğrusu bende bilmiyorum bu soruların cevabını.

Bildiğim bir cevap var, sorusu olmayan bir cevap. İnsan acıdan beslenir. Bende acıyor muyum acaba, O yüzeden mi bildiğim en güvenli yere; kelimelerime dödüm. 
İnsan ne garip bir varlık. Mutlu olmuyor, olamıyor. Dedim ya acılardan besleniyor diye...

Kendimi bilirim tanırım sanırdım ama bilmiyormuşum işte. Bildiğim bir kapı var içimde ne zaman kaybolsam o kapıyı açarım, işte açtım yine; yazıyorum. Nereye gideceğini bilmeden planlar yapmadan yazıyorum. Bıraktım parmaklarım içimden gelenleri ordan oraya koşturarak yazsınlar.

Merak ediyorum da hayat aslında çok mu basit, biz mi anlam katmaya çalışıyoruz, çalışıyoruz da başarabiliyor muyuz?

Aynaya bakıyorum gördüğümden memnun muyum? Herkes memnun mu ?

Kendimi aşk savaşlarında kaybetmiş hissediyorum, hayatıma giren her bir adam için son nefesime kadar savaşıp, o savaş alanlarında yenik düşmüş hissediyorum. Her bir savaşta biraz daha öldüm, öldüm de kalmadım sanki. Ağlasam ağlayamıyorum, üzülsem üzülemiyorum. Sahi, ben artık yaşıyor muyum? Sabah kalkıp herkesin beklentilerine cevap veriyorum, geceleri yatıp uyuyorum. Dünya hapisanesindeki günlerimi geçirmeye bakıyorum işte bir şekilde. İçimdeki kafesten çıkacağım günü biraz korkuyla, biraz merakla biraz da endişeli bekliyorum. Zaman dediğimiz kendi yarattığımız karkaşada bir ileri bir geri yolculuk yapıyorum. Bugüne ait olamıyorum ama ben değilmiydim dün bugünü yaşayan, tüketen. İşte bu, belki de bütün soruların cevabı buradadır. Bugünü dün yaşadığım için ayak uyduramıyorum belki de...
Beni gülümseten şeyler var henüz onları kaybetmedim. Çiçeklerim var mesela, benden su bekliyorlar her sabah. Gözümün içine bakan iki tane kedim var, ne yaparlardı bensiz. Sıkı sıkı sarıldığımız dostluklarım var. Alın işte bir soru daha. Acaba ben onlar için mi varım yoksa onlar benim için mi? 

25 Mart 2012 Pazar

Eveeet kendim yazıp kendim okuduğum blogum! Bu Cumartesi evde oturmayı tercih ettim. Kendime göre bahanelerim vardı elbet. Eat Pray Love film müziklerini dinliyorum, her yanda mumları yaktım bilgisayarın ışığını en düşüğe aldım gözlerimi kapatıyorum ve kendimi olmak istediğim yerde hayal ediyorum; göl kıyısında bir evde beyaz bir gecelikle balkonda durmuş üşürken daha .ok ürperirken sonrada sevdiğim adam beni ısıtmak için bir şal getiriyor. Sımsıkı sarılıyoruz sanki hayat hiç bitmeyecekmiş gibi, hiç ayrılmayacakmışız gibi. Hayat bitse de biz ayrılsak bile ruhlarımız bir parçalarında her zaman birbirini sevdiğini hatırlayacakmışız gibi sarılıyoruz. İşte o an zaman duruyor benim için. Sevişmeden tek bir vücut oluyoruz düşüncelerimiz kalbimiz bir oluyor o serin gecede....

4 Eylül 2011 Pazar

Ah hayat keşke şu paylaştığım müzikaller gibi olsa. mesela mutluyken koşmaya başlasam sokaklarda kimse bana deli demese de manav benimle şarkı söylese çiçekçi bana bir buket çiçek verse kasiyerler müşteriler hepsi birden dans etse. bir anda herkes bir bütün olsa.

Grease - Summer Nights [[Official Video]] HQ

Amanda Seyfried Mamma Mia!:The Movie The Name Of The Game



Aşk ne güzel bir duygudur;
ayaklarınız yerden kesilir. Karnınızda kelebekler. Mutlu mutlu gezersiniz. Gözleriniz ışl ışıl olur saçlarınız daha bir parlar sanki. Onu bulunca sımsıkı sarılmak lazımdır. Kaybetmemek için. Ama ne yazık ki zamanla uçar gider. Yerini sevgiye bırakır. Bu yüzdendir ki taşları yerinden oynatmamak ve bulunan sevgiye sımsıkı tutunmak gerekir. Ama bir kere o sihir kayboldumu asla eskisi gibi olmaz.

Eğer bu yazıyı okuyan birileri varsa aşkına sımsıkı sarılsın bu gün çükü yaşamak böyle güzel ve anlamlı.
Biz bu sihirden mahrum kalanların da en yakın zamanda ayakılarını yerden kesecek prenslerinin bir an önce gelmelerini diliyorum. Biraz uzun sürebilir prensimizi bulmamız belki bize doğru koşarken attan düşmüştür ve bu yüzden biraz daha beklememiz gerekse bile kalbimizdeki inancı kaybetmeyelim!

2 Eylül 2011 Cuma

Taslaklardan eski bir yazı daha ( 2009)

Okulun açıldığı şu günlerde bütün tembelliğim üstümde. İçimden hiç birşey yapmak gelmiyor. En çok dışarı çıkmak ve içmek, eğlenmek zevk veriyor. Bütün yazı Brezilya’da geçirdim fakat iki ay hiç gece eğlenmeye gitmediğimiz için sanırım içimdeki parti hayvanı kendini kontrol edemez durumda. Bu durumu biraz olsun önlemek, derslerime yoğunlaşmak için çabaladıysam da olmadı. Hatta hiç böyle birşeye gerek yokken kendime en geç eve 8 de gireceğim diye kural bile koydum ama nafile! Hayat buna izin vermiyor ki! Hadi şuraya gidelim, buraya gidelim teklifleri geldikçe irademin güçsüzlüğünü fark ediyorum. Ve hepsi de nedense reddedemiyeceğim kadar güzel teklifler oluyor. Yok olmaz ı-ıh cık imkansız falan desem de nafile!




Yarına yetiştirmem gereken sekiz sayfalık skechbook ödevimi saymazsak, şu aralar keyfim yerinde. Tembel hayvanı oldum. Bütün gün Eat, drink, fuck modunda dolaşıyorum. Fuck olmasa da eat and drik kesinlikle var!



Öğrenci (!) evime kedim Freyja teşrif etti bu gün, lnsanın çocuğu hakkında kararlar olması ne kadar zor fark ettim, o yüzden bütün anneleri takdir ettim. Freyja’nın benimle olmasını ne kadar istesem de diğer kedilerden ve büyük aşkı Osman’dan ayrılınca mutsuz olabileceği düşüncesinden rahatsız olarak alsam mı almasam mı diye gidip gelirken en son almaya karar verdim. Eve getirdiğim andan ihtibaren bir anda Tanrı’nın sesimi duyduğuna inanmaya başladım çünkü daha dün gece siyamlar çok konuşkan olur diyorlar ama benim kız hiç konuşmuyor diye üzülüp duruyordum. Eve ilk geldiği andan itibaren sürekli konuşmaya başlayan Freyja için ilk başta endişelendim mutsuz olduğunu zanlettim. Ama zaman geçtikçe anladım ki koğuş sisteminden Prensesliğe terfi ettiği için çok ama çok mutluydu. Bütün gün evin içinde oraya buraya sürünüp bana birşeyler anlatıp miyavlayıp durdu. Benden mutlusu olamaz diyordu sanki! Onun bu halini görünce bende rahatladım doğrusu.



Evet yarına yetişmesi gereken ödevim olmasına ramen ben bunu geçiştircek bir çok şey yapmaya devam ediyorum, hiç istemediğim birşey yeni okul yılına miskinlik yaparak başlamak, ama elimde değil canım hiç birşey yapmak istemiyor. Üzerime ölü toprağı atmışlar sanki! Genelde olduğunun aksine herşeyin yolunda gittiği bir hayatım var ama ne bileyim işte içimde bir sıkıntı. İşin kötüsü mutsuzum ama şu nedenden diybileceğim bir bahanem bile yok! Bu yüzden havaların değişimine veriyorum bu ruhsuz hallerimi. Birde bu gün Pazartesi olduğu için ayrıca bir yorgunluk var üstümde sanırım.